KORKU VE KAYGI ÜZERİNE

 

Biz soyumuzla, atalarımızla, geçmişimizle övünmeyi severiz. Başarılardan başarıya koşmuş dünyaya iyilik, adalet, merhamet öğretmiştir ceddimiz. En kıymetli insani hasletlere sahip olanlar bizim geçmişimizdir. Geriye kalan durumlar bizimle alakalı olamaz. Kim korkak birinin soyundan olmak ister ki. Büyük büyük büyük babası köyün en tembeli olan var mı aramızda? Ya en cimrisi? En korkağı? Böyle bir söylentiyi duymuş olsak dahi buna göğsümüzü gere gere “Evet” cevabı verebilir miyiz? Herkes cesaretle, eli bollukla, çalışkanlıkla övünmek ister. Ama bugün çevremizde böyle olmayan insanlar görmüyor muyuz? Geçmişte tembel, korkak ve cimri insanlar yok muydu? Tabi ki vardı. Ee nerde bunların çocukları? Aramızda, içimizden birileri, belki de biziz.

Burada söylemek istediğim tembel, korkak ve cimri olanın yaşamaya hakkı olmadığı ya da onların çocuklarının, torunlarının utanması gerektiği değil tabi ki. Ortada utanılacak bir durum yok. Çünkü belki büyük büyük dedemizden kalan mirasın nedeni kendisinin bir miktar cimri olmasına dayanıyor olabilir. Bugün hayatta olmamızın bir sebebi de dedemizin korkak biri olması olamaz mı? Gece ormanda dolaşırken Ahmet ve Mehmet yerde uzun bir karartı görürler. Ahmet bunun bir yılan olabileceğinden korkarak yolunu değiştirmiş ama Mehmet bana bir şey olmaz diyerek karagözlülük yaparak doğruca karartıya doğru yürümüş olabilir. Eğer o karartı yılan ise Allah rahmet eylesin Mehmet Ondan olabilecek çocuklar ve torunlar, artık yaşama imkânınız olmayacak çünkü dedeniz delikanlılık yapacağım diyerek hayatından oldu. Ahmet ise evine sağ salim vardı ve eşiyle, çocukları ve torunları olması yolunda doğru bir adım atmış oldu. Ya da bir savaşta Mehmet ve Ahmet henüz evlendikleri hanımlarının yüzlerini göremeden kendini cephede bulmuş iki genç olabilirler. Yaşanan çatışmalardan birinde Mehmet oldukça cesur, gözü pek ve asil bir şekilde öne atıldı. O sırada Ahmet ise hiç alışık olmadığı bir ortamda, kurşun ve top sesleri arasında siperinde titreyerek aklı karışmış bir vaziyette saklanıyordu. Biz günümüzde Mehmet dedenin kahramanlıklarını dinleyerek büyümüş Ahmet dedenin çocuklarıyız belki de.

Bu söylediklerim cesurların, kahramanların her zaman öldüğü ve soylarının devam etmediği anlamına gelmiyor. Nice yiğitler nice kahramanlar var ki ne adları ne soyları unutulmamış günümüze kadar. Ama meseleye sadece farklı bir açıdan bakmamızı istiyorum. Aynı zamanda Ahmet dedeye kim kızabilir ki. Tehlikeden uzak durmak, belaya bulaşmamak, tedbirli olmak ekseriyetle en makul seçenekler değil midir? İnsan doğal olarak bunu seçmeye meyillidir. Anlattığım gibi gelişen ve başka birçok farklı durumda hayatta kalma içgüdüsü devreye giren insanların neslini devam ettirme olasılıkları çok daha yüksek tabi ki. Buda istatistik olarak büyük çoğunluğumuzun onların neslinden olacağını gösterir.

Korku ve kaygı yaşamın doğal bir parçasıdır. Korku tehlike anında vücudun verdiği kaç ya da savaş tepkisidir. Gecenin bir vakti karşımıza çıkan tehlike karşısında vücudumuzu uyandıran ve harekete geçiren duygudur. Kaygı ise genellikle oluşabilecek tehlikelere karşı oluşan duygusal ve fizyolojik tepkidir. Önlem almayı ve tedbirli davranmayı sağlar. Duygularımızı iyi tanır ve doğru bir şekilde anlarsak daha sağlıklı bir yaşam sürebiliriz. Sınavı olan bir öğrencinin kaygılanması, hiç kaygılanmamasından daha iyidir. Gerekli düzeydeki kaygısı sayesinde sınava en iyi şekilde hazırlanacaktır. Ama bizler için sorun yaratan durum genellikle aşırı kaygı durumlardır. Sınav örneğinde olduğu gibi performansı, özgüveni düşürebilecek kadar kaygılı olmak başarısızlığı beraberinde getirecektir. Kaygı bozukluğu olarak adlandırdığımız ve tedavi gerektiren rahatsızlıkların birçok türü vardır. Bunlar; Yaygın Kaygı Bozukluğu, Fobiler (Agorafobi, Klostrofobi vb.), Sosyal Kaygı Bozukluğu, Panik Atak, Seçici Konuşmazlık Bozukluğu, Ayrılma Kaygısı Bozukluğu, Bir Sağlık Sorununa Bağlı Kaygı Bozukluğu şeklindedir.

Kaygı bozukluğunun belirtileri ise; özgüvensiz ve değersiz olduğunu düşünmek, başkaları ile konuşmanın zor olduğuna inanmak, toplum içinde konuşmaktan ve yemek yemekten çekinmek, gergin, kaygılı, sıkıntılı ve tanımlanamayacak şekilde tuhaf hissetmek, İnsanların sözleri ile zihnini meşgul etmek, çevreden kopmak, kaçmak istemek, kas ağrısı çekmek, hızlı nefes alıp vermek, çabuk gerilmek, titremeye, sallanmaya başlamak, umutsuz hissetmek, devamlı ağlamak istemek, konsantre olamamak, çabuk yorulmak, uykusuzluk çekmek, hatırlamakta zorlanmak, üzüntülü durumlara yoğunlaşmaktır. Kaygı bozukluğu teşhisi için bozukluğun türüne göre bu belirtilerin günlük hayatı etkiliyor olması, üzüntüye sebep olması, ilaç kullanımına bağlı olmaması ve en az 6 aydan daha uzun sürüyor olması gerekmektedir. Unutmayın ki kaygı bozuklukları tedavi edilebilirdir. İlaç ve psikoterapinin birlikte kullanılması tedavide oldukça etkinlik göstermektedir.

 

Abdulkadir Özel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu