Kalbimizin Yarısı Kudüs

 

Aaaaa yine mi Kudüs ile ilgili bir yazı, bu ne canım dediğinizi duyar gibiyim. Evet yine Kudüs, tüm kulaklar duyana tüm kalpler sızlayana kadar anlatmaktan bıkmayacağız. Daha önce arkadaşlarım kaleme aldığı için ben size Kudüs tarihinden çok kısa bahsedeceğim.

Tarih boyunca İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik için çok büyük önem arz eden kutsal mekan… Osmanlı hâkimiyetinde kaldığı 400 yıl huzura ermeden evvel 23 defa işgal edilmiş 44 defa el değiştirmiş hatta 2 kere yok edilmiştir.

Müslümanların Kâbe’den önce ilk kıblesi olarak kabul edilmiş ve Peygamberimiz Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V) buradan miraca yükselmiştir.

Yahudiler ise Hz. Davud’un M.Ö. 10. yy’da Kudüs’ü ele geçirmesinden itibaren şehir kutsal kabul edilmiştir. Hz. Davud’un ardından krallığa hükmeden oğlu Süleyman, Kudüs’te ilk tapınağı kurmuştur. Bu tapınak Babil kralı II. Nebukadnezar tarafından Kudüs ele geçirildikten sonra yıkılmış Yahudilerde sürgün edilmiştir. Yahudi inancına göre Süleyman mabedi altında Hz. Musa ile Tanrı tarafından yapılan bir anlaşmanın olduğu Ahit sandığı bulunmaktadır. Mescidi Aksa’nın bu yapı üzerine inşa edildiği düşüncesi Müslümanlara karşı var olan kini arttırmıştır.

Yahudiler bu sürgün yılları boyunca yurt sahibi olamamış, kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara dönme düşüncesinden de asla vazgeçmemişlerdir. 1917 yılına gelene kadar Osmanlı hâkimiyetinde huzur içinde yaşayan üç semavi din mensupları bu tarihte İngilizler tarafından Kudüs’ün ele geçirilmesi ile kaderlerinin değiştiği zamanlara da gelmiş oldular. Birleşmiş Milletler, 1947 yılında Kudüs’ün geleceği ile ilgili bir plan hazırladı fakat 1948 yılında Arap-İsrail savaşı çıkınca İngilizler bölgeden çekildi ve İsrail amacına ulaşıp bağımsızlığını ilan etti.

Bu tarihten itibaren İsrail, Müslümanları kendi öz vatanlarından zorla sürgün çalışmalarına başladı. Bunları zaten biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Şimdi size bildiğiniz başka bir şey söyleyeyim; mübarek Ramazan ayı Kudüs’teki Müslümanlara yine zehir edildi. Gazze de 31’i çocuk 20’si kadın toplam 139 kişi öldürüldü yaralı sayısı ise 1000’e yükseldi.

Büyüyüp kim bilir hangi mesleği seçecek, hangi sevdalara düşecek, hangi amacın peşinden gidecek masum çocuklar… hayallerini yaşayamadan, kin, intikam, nefret nedir bilmeden bu duyguların esir aldığı kişiler tarafından katledildiler.

10 yaşında bir kız çocuğu çıktı sonra “ben ne yapabilirim?” diye sordu. “Ben halkım için ne yapabilirim, elimden bir şey gelmiyor, ben daha 10 yaşındayım.” sözün bittiği yerdi burası. Yine henüz 7 yaşına gelmemiş bir kız çocuğu İsrail askerine “senden korkmuyorum!” dedi. “Ben bir şey yapmadım ama sen benden korkuyorsun yoksa böyle etrafımızı sarmazdınız.” İzlerken koca yüreğine hayran oldum. “Seni öldüreceğim!” demedi, “senden nefret ediyorum!” demedi. Küçücük yürekten kocaman “korkmuyorum!” sözü çıktı.

Bu haberleri izlerken yıllar önce İsrail’de yapılan bir haber geldi gözlerimin önüne. Ortaokul çağında kız erkek karışık öğrencilere atış dersi veriliyordu. Öğrencilere muhabir sordu neden ateş etmeyi öğreniyorsun? Çocuklar cevap verdi: “Büyüyünce Müslümanları öldüreceğiz.” İşte o zaman da söylemiştim şimdi de söylüyorum biz de mi nefret dolu nesiller yetiştirelim?

Peki bütün bunlar olurken biz ne yaptık?

Vakko çantalarımız ve eşarplarımızı takıp gezdik. Ramazan boyu CocaCola içtiğimiz sofralarımızda olanları izleyip “Kahrol İsrail!” dedik, ertesi gün evimizi Domestosla silip çamaşırlarımızı Ace, Ariel, Yumoşla bi güzel yıkadık. Banyolarımızda Hacı Şakir sabunu, Elidor ve Panten’i eksik etmedik. Çocuklarımızı başka bez yokmuş gibi Prima ile bezledik. Adidas, Nike’den vazgeçmedik. Mc Danalds ve Burger King vazgeçemediğimiz fastfoodlar oldu. Biz bunları yaparken atılan kurşunlarda katkımız olduğunu hiç düşünmedik.

Sosyal medyada bizim izlemeye dayanamadığımız görüntüleri yaşayan Müslüman kardeşlerimizin acılarını anlar gibi yaptık.

Din söz konusu olunca mangalda kül bırakmayan bizler en azından bu ürünleri hayatımızdan çıkarma zahmetinde bulunabiliriz. Ne demiş Peygamber Efendimiz “Zulme sessiz kalan zulüm yapan gibidir.” umarım uyanışımız çok uzun sürmez.

Savaşın olmadığı çocukların ölmediği anaların ağlamadığı bir dünya dileğiyle…

Sevgiyle
H. Mehtap Akdeniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu