Yazılar

Şehirlilik ve Kültür Şoku Üzerine

Milletçe herhangi bir şeyi yanlış anlamaya meyyal olmamızın da etkisiyle anlamını çok da kavrayamadığımız ve yanlış yorumladığımız bir olgudur şehirlilik. Biz şehirli olmayı bir elimizde köpek tasması -ki enik kaçmasın diye tercihen kolumuza sararız- diğer elimizde bir poşet fellik fellik ağaç dibi ararız.

 

Kimilerine göre şehirli olmak için üç nesil üniversiteli olmak gerekir kimilerine göre de üç nesil şehirde yaşamak, aynı evde oturmak demektir. Sırf bu yüzden köydeki tarlasını tapanını satan köyle “ulan nasılsa milletin efendisiyiz, gidip bi şehir yüzü görelim” diyerek akın akın İstanbul’a göçtü. Sonu hüsran. Milletin efendisiyim diye çıktığın yolu korka korka yürüdün çünkü hayatın akışı şehirde güneşe göre hesaplanmıyor. Bu durum insanımızda bir hezeyana ve hayal kırıklığına sebep oldu. Bunu az buçuk yazabilenler romanlarında yazdı. Filim fırıldak işlerini becerebilenler de filmlerinde konu edindi. “Şehir böyledir aslanım, ayık ol.” temalı filmlerimiz ve hikayelerimiz şöyle dursun şehirli olmayı yanlış anlayan üstüne üstlük kendi haricindeki zümreleri hor gören bir kitle türedi toplumumuzda. Bu kitle okumuş, görmüş, geçirmiş, sanat sepet işlerine biraz kafa yormuş bir kitle ama ne yazık ki “beyin yok anladın mı?”

 

“Bu portrede kübik, eksantrik ve ampirik bir hava seziyorum.” Hadi ya. Aga yormayın, oturmayı kalkmayı bilsen yeter ne gerek var bunlara. “Oğlumu basketboldan aldım, tenise verdim.” Ama oğlun büyüyünce tren olmak istiyor. Hiç sekmez bu tip elemanların ben medeniyim, alayınızı şehirliliğimle tokatlarım çabalarının sonucunda tenise verdiği oğlu raketin sapı olur. Al al, raket maket işine yarar.

 

Tabii işin içindeki derin şoku unutmamak gerekiyor. Köyünde nasıl davranıyorsa şehirde de aynı şekilde davranabileceğini düşünenler yok mu? Var. Her ne kadar adam memleketinde ineğiyle çok iyi anlaşıyormuş da şehre de o ineği getirmiş havası sezilse de insanlar alışkanlıklarından vazgeçemiyor. O adamın o ineği belediyenin yeşillendirdiği parkta otarması şart oğlu şart. Abi Allah için, süs havuzunu yalak zannediyor bu hayvanlar, gidin şu hayvancağızları başka yerde suvarın.

 

Artık her şeyin bu kadar girift olduğu bir çağda şehirlilik ve köylülüğün birbiri içinde barındığı günümüzde, uygulanması gereken ritüeller çok zor değil. Yere tükürüyorsun, yapma. Hem şehre geldiysen o milletin efendiliği vasfın da kalmadı. Şehirdeki köylü milletin efendisi olamıyor. Şehirdeyken milletin efendisi olmak istiyorsan yere de tükürmemen gerektiğini biliyor olman gerekiyor. Bu spesifik bir örnek, buna telefonla bağırarak konuşmamak, toplu taşımada eline koluna ayağına dikkat etmek, yürüyen merdivenin sol tarafını boş bırakmak gibi durumları da ekleyebilirsiniz. Seçin beğenin alın.

 

Şehirli olmak medeni ve görgülü olmaksa eğer; görgü kurallarının, saygının ve kişiler arası hukukun kurallarının gözetildiği herhangi bir yer medeni, doğal olarak da şehirdir. “Şehir” güzelse bunlar yaşandığı için güzeldir. Bu kurallara riayet edildiği takdirde dağ başında yaşıyor olsanız bile yaşadığınız yer medenidir.

 

Elimizde bir koz var: Beynimizi kullanmak. Şehirli olacağım derken kepaze olmanın, “ben köylüyüm alayınızın efendisiyim” derken de dımdızlak orada kalmanın alemi yok.

 

Zülfikar Suncak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu