GündemToplumYazılar

Nedir Şu İstanbul Sözleşmesi ?

Ülkemiz tarafından onaylanmış ve yürürlüğe girmiş olan İstanbul Sözleşmesinden haberdar olanlardan mısınız? Yoksa çevresinde gelişen olaylara duyarsız kalanlardan mı?

İstanbul Sözleşmesi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da imzaya açılmış olan bir sözleşmedir. “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olarak 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

81 maddeden oluşan bu sözleşme, toplumsal cinsiyet tanımını yapan ilk sözleşme olarak tarihe geçmiştir. Kadını ve erkeği yalnızca biyolojik olarak dişi ve erkek şeklinde kabul eden anlayışın yanı sıra, kadına ve erkeğe belirli roller ve davranış biçimleri atfeden ve toplum tarafından oluşturulmuş kategorilerin mevcudiyetinin de kabul edildiği anlamına gelmektedir.  Yaşı, ırkı, dini, sosyal kökeni, göçmenlik statüsü ya da cinsel eğilimi ne olursa olsun, her türlü çevreden gelen kadınları ve kız çocuklarını kapsamaktadır. Sözleşmenin diğer özelliği ise bazı grupları daha şiddet görme ihtimallerinin yüksek olduğunu göz önünde bulundurarak onların özel ihtiyaçlarına daha çok dikkat çekmektedir. Ancak devletlerin sözleşmeyi erkekler, çocuklar ve yaşlılar gibi diğer şiddet mağdurları içinde uygulamaları teşvik edilmektedir. “Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik), taciz amaçlı takip, tecavüz dâhil, cinsel şiddet, cinsel taciz, zorla evlendirme, kadınların sünnet edilmesi, kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama” gibi davranışlar cezai veya başka bir hukuki yaptırımı zorunlu kılmaktadır.

İstanbul Sözleşmesi Ülkemiz Tarafından Nasıl Bir Süreçte Onaylanmış ve Yürürlüğe Girmiştir?

Sözleşme İstanbul’da yapılmasından dolayı “İstanbul Sözleşmesi” olarak tanımlanmıştır. Bu sözleşme imzaya açıldığı gün TBMM Genel Kurulu’na sunulmuştur ve meclisteki tüm partiler tarafından 246 kabul ve sıfır ret oyuyla 14 Mart 2012 tarihinde onaylanmıştır. Böylece İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzaya açan ve ilk onaylayan ülke de Türkiye’dir. Daha sonrasında ise Avusturya, Portekiz, Karadağ, İzlanda, Almanya, Yunanistan, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksemburg sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler olmuştur. Sözleşmeyi imzalayan Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkenin sözleşmeyi imzaladığı, 34 ülkenin de sözleşmeyi imzalayıp onayladığı, 11 ülkenin ise sözleşmeye çekince koyduğu görülmektedir. İngiltere, Ukrayna, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan, Moldova, Macaristan, Ermenistan, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya ve Slovakya sözleşmeyi imzalamasına rağmen onaylamamıştır. Bunun yanı sıra Rusya ve Azerbaycan ise sözleşmeye gözlemci ülke olarak katılmışlar, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kanada, Meksika ve Vatikan sözleşmeyi imzalamamıştır. Bakıldığında Türkiye bu sözleşmeyi hem imzalayıp hem de onaylayan ilk ülke olmuştur. Bazı ülkeler herhangi bir çekince, şerh ve itirazda bulunurken Türkiye hiçbir maddeye itiraz etmemiştir. İtiraz eden ülkeler ise dini, kültürel ve toplumsal yapılarından ve toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve partner yaşamı gibi konuları onaylamadıklarından dolayı itiraz etmişlerdir.

Sözleşmeyi onaylamış olan ülkelerden beklenen kadınları her türlü şiddete karşı korumak, kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak bunun yanı sıra şiddet mağdurlarına ve failine karşı destek politikaları oluşturmaktır. Sözleşme çerçevesinde ev içi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da partnerler arasında yaşanan her türlü şiddet olarak anlaşılmaktadır. Yani aile olmayı, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor ya da paylaşmış bulunmayı gerektirmez. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o kadar önemlidir ki silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini korumaktadır ve taraf devletlerin bunu garanti altına alması gerekmektedir.

Sözleşmenin uygulanmasına yönelik izleme yöntemine baktığımızda ise; izleme mekanizması olarak iki farklı yapıya sahiptir. Birincisi kadınlara yönelik şiddetle ve ev içi şiddetle mücadele konusunda uzamanlar grubunu yani GREVIO, ikincisi ise bağımsız uzmanlardan oluşan organ ve Taraflar Komitesi, sözleşmeye taraf devletlerin temsilcilerinden oluşan siyasi organdır. Bu iki organın tespit ve tavsiyeleri, taraf devletlerin sözleşmeye uygun hareket etmelerinin temin edilmesi ve sözleşmenin uzun dönemli etkililiğinin güvence altına alınmasını sağlamaktadır.

Peki, İstanbul Sözleşmesi ülkemiz için içerdiği maddeler ile bir tehdit mi oluşturuyor yoksa gerçek anlamıyla olumlu bir etki mi bırakıyor?

Bu sorunun cevabını da haftaya inceleyeceğiz. Şimdilik hoşçakalın.

Ayşenur ÇİN

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu