GündemYazılar

Bataklıkta Açan Çiçek

 

2019 yılından itibaren adeta bir post-apokliptik bir romanın içinde yaşıyor gibiyiz. Daha önce de belki her şey güllük gülistanlık değildi ancak son iki senedir hepsi art arda geliyor sanki. Yangınlar, depremler, krizler derken bir anda hayatımızın merkezine yerleşen pandemi ile beraber insanlık olarak görmediğimiz felaket kalmadığını düşünüyorduk ancak hepsi devam etti. Göç dalgası, kriz dalgası, varyant dalgası 2021 yılının son çeyreğine geldiğimiz bu günlere kadar etkisini kaybetmeden devam ediyor. Ama tüm bu hengamede geçen sene öyle bir dönem yaşadık ki belki tüm bu felaketlerin gölgesinde hala tam olarak idrak edemedik. Öyle bir olaydı ki her şeye rağmen 2020’yi muhteşem bir yıl haline getirdi. Öyle bir olay ki yüreğimizin, bilinç altımızın derinlerine gömdüğümüz coğrafyalar için bile bir gün onlara da sıra gelecek dedirtti…

80’lerin sonu ve 90’ların başında doğan nesil için Dünya bugünlerde gözle görülür biçimde evriliyor. Bu dönüşümü sadece günümüzün popüler kavramı Z kuşağının etkinliğiyle açıklamak yetersiz kalıyor. Şöyle ki bir zamanlar en yakın arkadaşını aramak için kocaman bir rehberi karıştırıp (dijital değil ansiklopedi boyutlarında bir kitaptan bahsediyorum) ‘’acaba babasının adı neydi? Aynı isimden üç tane var acaba hangisi bizimkinin numarası’’ diye dakikalarca kara kara düşünen çocukların bugün hiç tanımadıkları insanlara birkaç saniye içinde ulaşabildikleri bir dönüşümden bahsediyorum. Hayatının 80%’ini; hatta büyükşehir veya il merkezlerinde yaşamadıysa neredeyse 90%’ını manuel yaşayan, akşam bakkaldan ekmek almakla görevli çocukların bugün ekmek siparişi için uygulama yükledikleri bir dünya. İşte o çocukluk yıllarından kalan bir miras da hiç tanımadığımız, hiç görmediğimiz; belki de hiçbir zaman göremeyeceğimiz kişilerin, yerlerin hikayelerini dinleyerek üzülmek, hatta biraz da kinlenmek, onlar adına bir gün intikam yeminleri, kurtuluş günleri düşlemekti. Bosna gibi, Kırım gibi, Kerkük gibi, Karabağ gibi…

Geçen sene bu günlerde Ermenistan tarafından Dağlık Karabağ bölgesinden Azerbaycan mevzilerine yapılan saldırıların haberlerini duyduğumuzda muhtemelen benim gibi çocukluk yıllarından bugünlere kadar bu duyguları yaşatan milyonlarca insan başta biraz öfkelenmiş ancak daha sonra birkaç gün içinde muhtemelen bir ateşkes imzalanarak meselenin oldu bittiye geleceğini düşünmüştü. Yıllardır süregelen, adeta çözümsüzlükten beslenen meselenin çözümüne dair içimizdeki umutlar yıllar içinde sönme noktasına gelmişti bile. Ancak ilerleyen günler, haftalar; çatışmaların seyri, iki taraftan yapılan açıklamalar konuyu artık ya hep ya hiç noktasına getirdi. Azerbaycan hükümetinin kararlı, ne yaptığını bilen ve kendi davasını açık bir şekilde anlatan tavrına karşı Ermenistan hükümetinin konuyu çarpıtma ve hiçbir şey olmamış gibi konuyu kapatma çabaları belki de bütün dünya tarafından ilk kez göz önüne serilmişti. Azerbaycan kendisine ait işgal edilmiş topraklarını ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde geri alıyor ve bunu da bütün dünyaya tüm açıklığıyla gösteriyordu. Karabağ her geçen gün özgürlüğe koşar adım yaklaşıyordu…

Azerbaycan halkı için 30 yıllık bir acının son bulması elbette ki onlar için tarifsiz bir sevinç kaynağıydı. Biz de onlar mutlu olduğu için elbette ki mutluyduk. Yani en azından öyle olmalıydı. Ama etrafa bir bakınca hiç de öyle değildi. Ankara’nın Bakü’den, İzmir’in Gence’den hiçbir farkı yoktu. O gün Türkiye ya da Azerbaycan yoktu. Biz kazanmıştık, düşman kaybetmişti. Herkes Doğu Türkistan’ı, Kerkük’ü, Tebriz’i düşünmeye başlamıştı bile. İşte Karabağ travması, Bosna travması, Kerkük travması tam olarak da böyle bir şeydi. Türkiye’nin en batısında yaşayan, ömründe Azerbaycan’ı görmemiş, hatta hiçbir Azerbaycan Türküyle tanışmamış kişiler bile bir Bakü’lü kadar mutlu ve heyecanlıydı. Çünkü oralarda yaşanan acıları görmemişler ama duymuşlardı. Canları acımamış ama sızıyı hissetmişleri. Hocalı’da bir yakınlarını kaybetmemişler ama bütün kurbanların yarasını paylaşmışlardı. Bu yüzden İki Devlet Tek Millet sözü hiçbir zaman bir slogan değil bir hakikat olmuştu. Bu yüzden Karabağ’ın da Kıbrıs’tan hiçbir farkı yoktu. Bizlere bu afet ve felaketle anılan yılları dahi şenliğe çeviren tüm şehit ve gazilerin anısına bir kez daha sonsuz saygıyla…

Eşq olsun Azərbaycan Ordusuna!

Qarabağ Azərbaycandır!

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu