GündemTarihYazılar

Musul Çok Mu Irak?

 

Ülkemizde ara ara gündeme gelen bir meseledir Musul Meselesi. Kimileri elimizden kolayca kaybettiğimiz bir vatan toprağı olarak görür, kimileri de dönemin şartları dolayısıyla kaybetmek zorunda kaldığımız bir toprak parçası olarak görür Musul’u.  Siyasi gündemde de çoğu zaman Musul defteri açılır. Bir taraf bunu cumhuriyetin tek partili dönemine eleştiri aracı olarak kullanır. Diğer taraf da bunun aslında Mustafa Kemal’i eleştirmek için başvurulan bir siyasi manevra olduğunu söyler. Böylelikle Musul klasik siyasete bir güzel meze edilir.

Siyasi tarafgirlikler ve kamplaşmalar bir tarafa Musul Meselesi’nin çok daha ağır ve hassas bir yüzü vardır. Bölgede yaşayan milyonlarca soydaşımız anavatandan ayrı yaşamak zorunda kaldıkları yaklaşık 75 yıldır tarifi imkansız acılar çektiler. Kimseler duymadı. İşin acı tarafı da anavatan olarak gördükleri Türkiye tarafından bile çoğu zaman unutuldular. Sahipsiz bırakıldılar. “Komşumuz olan Irak’ın toprak bütünlüğüne saygısızlık yapmış oluruz” diye de bir bahane her zaman ağızlarda gevelendi siyasi çevrelerde. Bazıları da Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” sözünün arkasına sığınıp bu duruma kılıf bulmaya çalıştılar. Bir başkaları ise meseleyi “haksızca elimizden koparılmış bir vatan toprağı” olarak görmeye çalıştı. “Üstünde yaşayan soydaşlarımızın kültürel haklarının korunması bizim sorumluluğumuzdadır” diyerek meseleye ilgi duymaya çalışanların da ya siyasette ciddi karşılığı olmadı ya da faşist denilerek toplum nezdinde aşırılık yanlısı olarak nitelendirildiler. Her halükârda ülke içerisinde bir düşünce ve davranış birlikteliğinin olmaması sebebiyle aramızda yaptığımız kuru kavga Musul’daki soydaşlarımızın çığlıklarını duymamızı engelledi. E haliyle biz duymayınca hiçbir insani yardım kuruluşu da duymadı tabi. Hiçbir gözlemcinin raporuna giremedi Musul’daki soydaşlarımız.

Bölgesel konjonktürde büyük devletlerin maşası olmayı da kabul etmediler. Ne kadar haksızlığa uğrasalar da ellerine silah alıp devletlerine başkaldırmadılar. Çareyi terörde aramadılar. Bilakis her zaman okur-yazar olmayı, ilim-irfan ile meşgul olmayı seçtiler.

Musul’da Türk Hakimiyeti

Musul, jeopolitik olarak bölgenin önemli bir kesişme noktasıdır. Doğuda İran, batıda Suriye, kuzeyde de Anadolu ile komşudur, güneyinde ise Bağdat yer alır. Anadolu’nun fethinden önce Büyük Selçuklu Devleti tarafından ele geçirilmiş ve kısa sürede Türk vatanı haline gelmiştir. Büyük Selçukludan sonra çeşitli Türk emirliklerinin kontrolünde yönetilmiştir. Musul’daki Osmanlı hakimiyeti ise 1517’de Yavuz Sultan Selim Han’ın Musul’u İran-Türk devleti olan Safevilerin elinden almasıyla başlamıştır. I. Dünya Savaşı’na kadar pek çok kez Osmanlılar ile Safeviler arasında mücadele alanı haline gelen bölge, çeşitli dönemlerde el değiştirmiştir. Ancak 1746 sonrasında da tamamen Osmanlıların hakimiyetinde kalmıştır.

Osmanlı idaresinde gayet sakin bir şekilde yaşayan Musul, 1800lü yılların sonunda dünyanın ilgisini çekmeye başlayacaktır. Çünkü petrol denen meret endüstride hammadde olarak kullanılmaya başlanacak; gerek araç-gereç yapımı gerek enerji gerek ulaşımda dünya endüstri yavaş yavaş petrole endekslenecekti. Musul’un kaderi de bölgede çok zengin petrol yataklarının keşfedilmesi ile bir anda değişmeye başlayacaktı.

Musul bölgesinde bolca petrol rezervinin bulunması o dönem özellikle İngiltere’nin bölgeye ilgisinin yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Musul ve Bağdat bölgesinde çeşitli yatırımlar yapmak ve imtiyazlar almak için İngiltere birtakım girişimlerde bulunmuş hatta bazı imtiyazlar da almayı başarmıştır. İngilizlerin amacı bölgedeki petrol bölgelerini kontrol etmektir. Hatta 1890’lardan sonra Osmanlı-Alman yakınlaşması da bu sebeple İngilizleri rahatsız etmiştir. Böylece İngilizler bölgedeki çıkarlarının zarar görebileceğini düşünmüşlerdir. Sultan II. Abdülhamit ise Almanlar ile yakınlaşmasını sürdürmüş ve Almanlar, Bağdat-İstanbul demiryolu ihalesini almayı başarmışlardır. Bu hamle İngilizleri fena halde kızdırır. Çünkü bu demiryolu Musul üzerinden geçecektir ve böylece bölgenin petrol dahil tüm zenginlikleri rahat bir şekilde İstanbul’a ulaşacaktır. Tabi ki Almanlar da bundan payını alacaktır. Bu durumda İngiliz çıkarları büyük bir tehdit altına girmiştir ve petrol yataklarının kontrolü artık İstanbul’un eline geçmektedir.

Şunu açıkça belirtelim. İngiltere ile Osmanlı Devleti’nin arası bir süredir bayağı açıktı. Hatta Sultan II. Abdülhamit İngiltere’nin uluslararası arena da Osmanlı’yı artık desteklemeyeceğini anladığı andan itibaren yeni bir müttefik olarak Almanya’yı seçmişti. Bu sebeple daha Sultan II. Abdülhamit döneminde başlayan Osmanlı-Alman yakınlaşması, müttefikliği, dostluğu I. Dünya Savaşı’na özgü bir durum değildir.

İngiltere ise Musul petrollerini her ne şekilde olursa olsun kendi hakimiyetine almak istiyordu. Özellikle Avrupa’daki rakibi Almanların Musul petrolü ile panzerlerini yürütmesine tahammül edemezdi. Çünkü savaş kapıdaydı ve bu savaş geçmiştekilere hiç benzemeyecekti. Endüstrisi sağlıklı ve devamlı olan bu savaşı kazanacaktı. Musul petrolleri aslında Avrupa’da oluşan denklemin Ortadoğu bilinmezini oluşturuyordu. Bu bilinmez çözülemeden de bu denklem sonuçlanamazdı.

Bizler hep I. Dünya Savaşı’nın sebeplerinden bahsederken sömürgecilik yarışı, hammadde ve pazar arayışı deriz. Kardeşim nedir bu hammadde? nedir bu sömürgecilik yarışı? 1900lerin endüstri dünyası ve sanayileşme hamleleri ile sömürgecilik ne anlam kazanmış? hammadde ne ifade ediyor? diye de kimse sormaz bize. E kitaplar da bunu böyle yazmaz. Haliyle de meselenin petrolle olan ilişkisi hep gölgede kalır. Kendi kendinize bir sorun. Acaba petrol ilk nerede ve nasıl endüstriyel olarak kullanıldı? Ne zaman hammadde olarak kömürün yerini almaya başladı? Bu soruların cevaplarını biliyor musunuz? Şu anda günlük hayatımızın her saniyesinde muhatap olduğumuz petrole karşı bu kadar cahil olmamızın sebebi nedir? Bir düşünün sadece!

Sonra diyoruz ki Musul neden gitti? Nasıl gitti? Kim verdi? Yani kardeşim nasıl gitmesin? Neden gitmesin? Düşünün bu kaynakları bağımsız ve özgür bir şekilde kullandığımızı. Kapitalist dünyanın tüm endüstriyel faaliyetlerinin bize bağımlı olacağını. E o zaman kim kimi sömürüyor olacak acaba?

Gelecek hafta Musul elimizden nasıl çıktı? O süreci açıklayacağız.

Sağlıcakla kalınız. Hayırlı Bayramlar.

Emrah Öztürk

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu