TarihYazılar

İlklerin Mağduru II. Mehmet

 

Bugün 29 Mayıs, İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fethinin 567. yıl dönümü. Eminim birçok yerde hafta boyunca uzun uzun İstanbul’un fethinden ve Fatih Sultan Mehmet’in hayatından, kişiliğinden bahseden programlar ve yazılarla karşılaşacaksınız. Birçok konuşmacı ve yazar Fatih Sultan Mehmet’in eğitiminden, hocalarından, 8 dil bilmesinden nasıl önemli bir zekâ olduğundan, ne kadar büyük bir insan olduğundan bahsedecekler. Ben ise sizlere farklı bir açıdan Fatih Sultan Mehmet’i anlatacağım. Şimdi açımızı değiştirerek geçelim yazımıza.

Tarihler 1444 yılını gösteriyordu. II. Murat devlet işlerinden ve özellikle de bazı paşaların devlet içerisindeki hakimiyet mücadelelerinden çok bunalmıştı. Hatta en sevdiği oğlu ve kendisinden sonra veliaht olarak tahta geçireceği Alaaddin Ali’nin vefatında bile, ispatlanamasa dahi paşaların arasındaki bu mücadelenin rolü olduğu konuşuluyordu. Neydi bu mücadele derseniz önce bu mücadeleyi bir açıklayalım. Alaaddin Ali, II. Murat’ın 6 erkek çocuğundan en büyük olanıdır ve en sevdiği çocuğudur. Nerden biliyorsun kardeşim en sevdiği çocuğunun o olduğunu? Orada mıydın? dediğinizi duyar gibiyim. Biliyoruz efendim çünkü II. Murat vefatına yakın zamanda vasiyet olarak “Beni oğlum Alaaddin’in yanına gömün ve soyumdan sopumdan başka kimseyi yanıma defnetmeyin” diyordu. Belirtmekte fayda var ki II. Murat vefat ettiğinde zaten soyundan kalan iki çocuğu vardı. Bunlar Şehzade Mehmet ve henüz altı aylık olan Şehzade Ahmet’ti. Yani bu vasiyetinde daha sonra Fatih Sultan Mehmet olacak olan Şehzade Mehmet’i kast ettiği çok net anlaşılıyordu.

Osmanlı bürokrasisi Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar Türk kökenli paşalar ve devşirme kökenli paşalar arasındaki mücadelelere sahne olmuştur. Türk kökenli paşaların lideri Çandarlı Halil Paşa’dır. Çandarlı ailesi I. Murat döneminden beri Osmanlı Devleti’nin en önemli vezirlerini yetiştiriyordu. Devlet sultanlık makamında Osmanlı ailesi tarafından yönetilirken, vezirlik makamında ise Çandarlı ailesi tarafında yönetiliyordu. Çandarlı Halil Paşa ailenin vezir olarak yetiştirdiği dördüncü üyesiydi ve hem sivil hem de askeri bürokraside dört kuşaktır vezir olmanın getirdiği gücü herkese iliklerine kadar hissettiriyordu. Diğer tarafta ise Şahabettin Paşa ve Zağnos Paşa devşirmelerin liderleri konumundaydı. Artık Çandarlı Halil Paşa’nın hegemonyasına son vermek ve devşirmelerin dönemini başlatmak istiyorlardı.

Paşalar arasındaki bu mücadele II. Murat’ı çok yormuştu. Kısa bir zaman içinde tahtı oğlu Alaaddin Ali’ye bırakacağının sinyallerini veriyordu. Alaaddin Ali ile Çandarlı çok yakındı. Birbirlerine olan muhabbetleri herkesçe biliniyordu. Çandarlı’nın da II. Murat’ın ardından tahta geçmesini istediği kişi Alaaddin Ali idi. 1443’te II. Murat, Karaman Seferinden dönerken Alaaddin Ali’yi sancağı olan Manisa’ya gönderdi ve kısa bir süre sonra Alaaddin Ali’nin attan düşerek öldüğü haberi geldi. Bu haber II. Murat’ın zaten soğuduğu devlet işlerinden tamamen el çekmesine ve inzivaya çekilip Alaaddin Ali’nin yasını tutmasına sebep olacaktı. Çandarlı ise Alaaddin Ali’nin gizemli ölümünü devşirme paşaların sinsi bir icraatı olarak görüyordu. Ancak bu iddiasını hiçbir zaman kanıtlayamayacaktı.

Devşirme paşaların lideri olan Şahabettin ve Zağnos Paşalar ise hiçbir zaman bu olayla alakalandırılmaktan hoşnut olmayacaklardı. Ancak şöyle bir gerçek vardı ki bu iki paşa Şehzade Mehmet ile çok yakın bir ilişki içindeydiler ve onların Şehzade Mehmet’le olan muhabbetleri de herkesçe biliniyordu. Şehzade Mehmet abisi Alaaddin Ali vefat ettiğinde 10 yaşındaydı. Dolayısıyla abisini ölümüyle direkt olarak alakası olma ihtimali düşük görünüyordu. Ancak Şahabettin ve Zağnos Paşalar, Şehzade Mehmet’in önünü açmak ve dolayısıyla kendi ikballerini de kurtarmak için böyle bir şey yapmaya gerçekten cesaret edebilmişler miydi? Sanırım bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

1444 yılında Çandarlı Halil Paşa’nın itirazlarına rağmen II. Murat tahtı oğlu Mehmet’e bıraktı ve Manisa’da inzivaya çekildi. II. Mehmet tahta çıktığında henüz 12 yaşındaydı. Küçük yaşta bir çocuğun tahta çıkmasını fırsat olarak değerlendiren Haçlılar, Segedin Antlaşması’nı ihlal ederek Macarlar önderliğinde bir orduyla Osmanlı topraklarına girdiler. Bu sırada Çandarlı ve yeniçeriler 12 yaşında olan II. Mehmet’in ordunun başında savaşa katılamayacağını savunuyorlardı. II. Murat, Çandarlı’nın gizlice gönderdiği bir mektupla Manisa’dan Edirne’ye geldi ve bilinenin aksine padişah olarak devletin başına geçmeyip, komutan olarak ordunun başına geçti. 1444 Varna Savaşı’ndan galip olarak ayrıldı. Savaş sürecinde II. Mehmet, Edirne’de Çandarlı ile birlikte babasından gelecek galibiyet haberini beklemek zorunda kalmıştı. Çandarlı’nın kendisini istemediği bilen II. Mehmet, onun bu kadar ileri gideceğini tahmin etmemişti. Bu olay ona büyük bir şok yaşatmıştı. Burada özellikle belirtmek gerekir ki II. Mehmet’e ait olduğu ve babasına ithafen yazdığı söylenen “Eğer sen padişahsan gel tahta geç, yok eğer ben padişahsam emrediyorum gel tahta geç.” şeklindeki mektup gerçek değildir. Tam aksine Çandarlı’nın gizlice babasını Edirne’ye davet etmiş olmasına çok sinirlenmiştir ve bunu kendi egemenlik haklarına yapılan bir saldırı olarak görmüştür.

  1. Murat, savaşın ardından bir süre daha Edirne’de kalsa da tekrar padişahlık makamına geçmediği anlaşılıyor. Çünkü bu süreçte yapılan resmi yazışmalarda hala II. Mehmet’in adı ve tuğrası kullanılmaya devem edildiği görülüyor. Çandarlı, bir yolunu bulup II. Mehmet’i tahttan indirmek ve yerine tekrar babası II. Murat’ı geçirmek istiyordu. Çünkü II. Mehmet ve onu destekleyen devşirme Şahabettin ve Zağnos Paşalar savaş ve genişleme yanlısı bir tutum içindeyken, Çandarlı ve destekçileri barış ve durgunluk yanlısıydı. Henüz 12 yaşında olmasına rağmen II. Mehmet’in her fırsatta İstanbul’u fethetmekten bahsetmesi Çandarlı’yı korkutuyordu. Çünkü o İstanbul’un fethedilemeyeceğine inanıyordu.

İşte böyle bir dengeler savaşının tam ortasında, 1446 senesinde II. Mehmet ve destekçileri kritik bir hata yaptılar. Bu hata eski dilde “Tağşiş” yani, paranın içindeki altın-gümüş gibi değerli maden miktarının azaltılması uygulamasıydı. Uzun süredir maaşlarını alamamış olan yeniçerilere, Osmanlı tarihinin ilk tağşiş uygulaması denk geliyor ve değeri düşürülmüş yani tağşiş edilmiş sikkeler maaş olarak dağıtılıyordu. Bu durumu kabul etmeyen yeniçeriler ise yine Osmanlı tarihinde çıkan ilk yeniçeri isyanı olacak olan Buçuktepe İsyanını başlatıyorlardı. Osmanlı tarihinin belki de kötü anlamda ilkleri peş peşe yaşanıyordu. II. Mehmet ise bu duruma karşı çok öfkeliydi. Çünkü bu isyanın arkasında Çandarlı’nın olduğunu ve kendisini tahttan indirerek babası II. Murat’ı tekrar tahta çıkarmak için bu tezgahı tertiplediğini düşünüyordu. Nitekim öyle de oldu. II. Murat, Çandarlı’nın yoğun telkinleri üzerine tekrar tahta geçti. Yeniçerilerin maaşlarına ise buçuk akçe oranında zam yaptı ve isyanı sonlandırdı. Buçuktepe İsyanının adı da buçuk akçe olarak yapılan zam miktarından gelmektedir. Bugün hala Edirne’de Buçuktepe olarak anılan yer mevcuttur. II. Murat’ın tekrar tahta geçmesiyle birlikte Osmanlı tarihinde bir ilk daha yaşanmış; tahtı bırakan bir padişah ilk defa geri gelerek tahta oturmuştur. II. Mehmet ise Osmanlı tarihinin ilk tağşişiyle, ilk yeniçeri isyanıyla ve ilk tahtı geri vermek zorunda kalan şehzadesi olmakla sınanmış bir şekilde Manisa’nın yolunu tuttu. Ancak hiçbir zaman kendisine bunları yaşatan Çandarlı’yı unutmadı ve geri döndüğünde İstanbul’u fethederek öyle bir ilki başaracaktı ki, kendisine utanç yaşatan bu ilkler bir daha asla konuşulmayacaktı.

Görüldüğü üzere birçok farklı denge unsurunun kendi içerisinde mücadele ettiği bir düzen Osmanlı Devleti. Bazılarının anlattığı gibi emredersin padişahım deyip herkes işine gücüne gitmemiş. Tarih anlatırken insan faktörünü hep göz ardı ediyoruz. Sanki geçmişte yaşayan bu insanlar programlanmış bir robottu ve sanki hiçbirinin nefsi, çıkarları, ikbal kaygısı yoktu. Padişah emirler verir ve diğerleri sorgusuz sualsiz yerine getirirdi. Tabi ki böyle bir şey yok. Onlarda insandı ve bazen emredilenlerle çıkarları ters düştüğünde birini seçmek zorunda kalıyorlardı ve tarih seçtikleri tarafa doğru evriliyordu. Bunun en güzel örneklerinden birisi de II. Mehmet’in ilk saltanatıdır. İstanbul’un fethinin yıl dönümünde Fatih olmak nasılmış, zor muymuş, kolay mıymış sizlere bunu anlatmaya çalıştık. Selametle…

Mehmet Caner Çavuş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu