İlahiyatYazılar

Benden Olmayanların Dini

Her geçen gün biraz daha ayrışıyor, ayrışmaya bahane arıyoruz. Fikirlerimizi savunma konusunda hırçınlaşıyor, hemen küçük mücahit oluyor, kılıç kuşanıyoruz. Özellikle de dini alanda…

Son zamanlarda tahammül sınırlarımız ve tahammül ahlakımız öyle bir noktaya geldi ki; İslam adına geliştirmeye çalıştığımız her şey İslam’ın muhalifi oldu. Gelişim ve değişim yakalanamaz bir şey. Ancak zamanlamasını İslam Sosyolojisi üzerine çalışan hocalarımın daha net bileceği bir kırılma dönemi yaşadık ki, bu dönemden sonra gelişen hiçbir şey İslam’a katkı sağlamadı. Bilirsiniz ben her zaman ehl-i rey taraftarıyımdır. Yani statik din, dinamik düşünce. İslam düşüncesinin gelişememe sebebini birçok farklı isim farklı sebeplere bağladı. Kanaatimi belirtmek istiyorum ki; İslam düşüncesinin ülkemiz özelinde ve ümmet genelinde gelişme gösteremeyip fırka fırka parçalanmasının en büyük sebebi tahammül ahlakını yitirmiş, zihnimizi (bkz: selefi düşünce sistemi) geçmişin mahur dönemlerinde kilitli unutmamız ve geleceğe dair dinamik bir şeyler söylemekten korkar olmamızdır.

 

İslam adına mutlak doğru şüphesiz Allah’tan inendir. Peygamber’in vefatı ile vahiy kesilmiş ve yaşanan olaylara karşı doğru arayışları başlamıştır. Elbette ki Kur’an ve sünnet (nass) kıyamete kadar en büyük güvencemiz ve dayanağımızdır. Lakin bir de doğru anlaşılması gereken hususlar var. En önemli mesele de Allah’ın dinini insanlığa indirme metodu. İtilaf edilmeyen bir konu vardır; Tevrat, Zebur ve İncil defaten (tek seferde) inen kutsal kitaplardır. Ancak Kur’an peyderpey inen ve dinamik bir kitaptır. Yani ilk vahiy ile son vahiy arasında yaşayan ve yaşanan birçok şeyi içerisinde barındırır. Hitap-muhatap, olay-olgu ilişkilerini de içerisinde bulundurur. Dolayısı ile Peygamber’in vefatından çok sonraları Kur’an’ın anlaşılması metotları aranmaya başlanmıştır bile. Her arayış farklı bir yorumlama doğurur. Bu arayışın tabii serencamıdır. İslam’da birçok fikir ve görüş ayrılığının bulunmasının sebebi de budur.

Bu mesele her konuşulduğunda “Ümmetim 73 fırkaya bölünür, sadece biri kurtuluştadır.” hadisi de birileri tarafından gündem edilmese mesele eksik kalır. Eğer bu kurtulan fırkan Allah’ın mutlak doğrusuna uygun olan fırka ise sorun yoktur elbette ki. Ancak bu kurtulan fırka bu hadisi dile getiren ve kurtuluşta olanın kendisi olduğunu düşünen fırka ise işte hikayenin başladığı yer orasıdır.

Allah’ın doğrusu adına kurtuluşu arayanlardan hiç korkmadım. Ancak İslam’ı kendi penceresinden yorumlayıp da kendinden geri kalanı yangınlara boğanlardan da asla ve asla haz etmedim. Maalesef ki yazımın başında dile getirdiğim tahammül ahlakı meselesi de tam olarak burada başlamaktadır.

Bugün İslam ehl-i sünnet dediği üst çatının altında bile birbiriyle çatışan onlarca hatta yüzlerce fikir ve görüş barındırabilir haldedir. Elbette ki Peygamber’in “Ümmetimin ihtilafında rahmet vardır.” sözü bu tahammül ahlakının rehberi olmalıydı. Ancak bugün tarikatların, cemaatlerin, milli kimlik altında kendine ait bir inanç ve yorumlama sistemi oluşturanların tahammül ve kendinden olmayana saygı gösterme sınırı maalesef ki yoktur, kalmamıştır. Kimse kendinin yanlış bir düşüncede ve inançta olduğunu kabul etmez. Bu fıtrata aykırıdır. Ancak kendinden olmayanı da tekfir etmek İslam’ın asla ve asla kabul etmediği bir meseledir.

Bugün dinin küçük (kendince büyük)  otoriteleri kendinden olmayanları rahatça tekfir eder ve hatta dinden bile çıkmış ilan eder haldedir. Ve bunu yaparken de gayet rahat bir tutum sergilemektedirler. Aynı meşrepten olmayanları cehenneme atmaktan hiç çekinmeyen bu müptezeller kendilerini yaşayan otorite kabul edecek kadarda cüretkâr davranmaktadırlar.

İmam-ı Azam adına söz söyleyip de İmam-ı Azam’ın usulüne her fırsatta muhalefet eden bu güruh ülkemizde de maalesef dini alandaki kafa karışıklığının ve ayrışmanın en temel yapı taşıdır.

Herhangi bir dini meselede ilim ve akıl sınırları çerçevesinde tartışmayı bir türlü öğrenemeyen bu sözde otoriteler en ufak bir görüş ayrılığında karşı görüşleri anında mahkeme eder ve hükmünü verirler.

Kıymetli okurum;

Peki birbirinden farkı 4 ayrı görüşe sahip 4 mezhep için de hak olduğu kanaatinde olan ehl-i sünnet dairesi içerisinde bu kadar geniş bir düşünce okulu barındırırken bugün bu sahte otoritelerin kendinden olmayanı din dışı etmeleri hangi akla sığar?

Bugün Kur’an ve sünnet gölgesinde ihtilafa düşülen konulara verilen cevapların tamamı yorumdur. Ve her yorumcu yorumunu masaya koyarken “En doğru murad Allah’ındır.” der. Yani ben görüşümü ortaya koyuyorum. Doğrusunu Allah bilir.

Ancak bugün görüşünü ortaya koyanalar veya daha önce ortaya koyulmuş görüşler üzerinden kabul mekanizmalarını çalıştıranlar mutlak doğrunun kendileri olduklarını düşünerek kendilerinden olmayanlara hunharca saldırır haldeler. İslam düşmanlarının bölemediği İslam’ı bu müptezeller paramparça ettiler.

Her zaman söylemişimdir ki Yüce Allah’ın rahmeti ve ihsanı herhangi bir yorumun atardamarı olamayacak kadar geniş ve büyüktür. Allah kendisine karşı samimi olan her yorumu kabulüne alacak kadar da yüce bir varlıktır.

Peki Allah’ın rahmet hazinesi bu kadar büyük ve genişken; Allah’ın rahmetini bir musluğa bağlayıp bu musluğa da sayaç takarak istediğine istediği kadar akıtan ve istediğine istediği faturayı kesenler hangi kafayı yaşamaktadırlar?

Youtube’de bir cemaate ait sohbet görüntüsünün altına “Bizim bu hizmetlerimize uzaktan bakanlar yarın ahirette cennetin kapısına da uzaktan bakacaklardır.” yazan kafadan bahsediyorum. Sen mi belirleyeceksin benim nerede duracağımı. Senden değilim diye cennet bana haram mı ey mübarek…

Allah adına konuşan herkesi tekfir ve tenkit edenler, Allah adına hüküm belirttiğinin farkında değiller mi?

İslam dünyasının bugün en çok ihtiyaç duyduğu mesele farklı yorumlara tahammül etmek ve ehl-i kıbleyi bir arada görmektir. Nitekim ehl-i kıblenin birbirini tekfir etmesi de haramdır.

Bugün kendi cemaatinin takkesi mavi diye beyaz takkelileri dışarıdan görmek zahiren de batınen de akıl tutulmasıdır.

Aşırıya giden yorumları sevmemek benim de ibadetimdir. Fanatik yorumlar ile mücadele etmek benim de adetimdir. Lakin Allah’ın cennetine kimin girip kimin çıkacağı meselesi de benim meselem değil Allah’ın meselesidir.

Bu sebeple benden olmayanlar da İslam’dandır.

Bu sebeple ki Allah’ın sonsuz rahmeti her yorumun üstündedir. Kaldı ki ümmetin 73 değil 730 fırkaya ayrıldığı şu zamanlarda da İslam’dan olmak varken birilerinin gölgesinde olmayı asla tercih edecek değilim.

İnanın, amel edin. Okuyun, araştırın. Sizden olmayanları da asla İslam’dan olmamakla suçlamayın. Çünkü mutlak doğrunun Allah’ın olduğu yerde her yorum ancak Allah’ı arayan bir arayıştır.

Yakup Kaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu