Kötülük Potansiyelimizin Faydası

 

 

Geriye dönüp baktığımda, ilişkilerimde, hayatımda elbette hatalarım olmuş, var, görüyorum.

Ve halen hata ve hatalar yapıyorum. Şimdi ve geçmişteki hatalarımın hiçbirinden pişman değilim. Çünkü bu hatalardan gerekli dersi aldığımı, maksadı kavradığımı, tecrübeye dönüştürdüğümü düşünüyorum. Böylelikle hatalar avantajlara dönüyor.

 

Peki, hiç mi pişmanlığım yok?

 

Var, var tabii ki…

 

Yaşadıklarımın içinde asli pişmanlığım hiçbir zaman kasti bir kötülük yapmamış olmam. Günah, hata, yanlış bunlar farklı şeyler, kötülük farklı bir şey. Buradaki tanımsal ayrıma daha sonra değiniriz. Bizler melek değiliz, olmamalıyız da…

 

Neden kötülük yapmamış olmayı, benim için telafisiz bir hata olarak görüyorum?

 

Çünkü kötülük yapmadığınızda, bunu kronik bir karaktere, kimliğe büründürdüğünüzde ve siz bu anlamda tanındığınızda karşı taraf sizin hiçbir şekilde kötülük yapma potansiyelinizin olmadığını bildiğinden, size kolaylıkla kötülük yapabiliyor. Ve sizde bu duruma istinaden devamlı kötülük ile karşılaşır vaziyete geliyorsunuz.

 

Şöyle düşünelim, benim bir kötülük yapma potansiyelim ya da kötülük yapabilme ihtimalimi karşı tarafa hissettiren bir duruşum olsaydı, böylesine kötülükle sık karşılaşabilir ve bana bu denli kolay kötülük yapıla bilinir miydi?

 

Bence asla! Eğer olsaydı bu ihtimal, kötülük ile karşılaşma ihtimalim azalacak bu ihtimal karşı tarafı kesinlikle frenleyecekti. Anladım ki kötülük yapmasanız bile yapabilir bir durumda olan haliniz aslında fıtri ve iyi bir şey.

 

Hep iyi ve iyilik üzerine emin olunmak Allah’ın yaradılış fıtratına aykırı. Allah bizi %50 iyilik, %50 kötülük potansiyeli ile yarattı. Biz bu aşamada Allah’ın bize gösterdiği dilim üzerinde yaşamak ile mükellefiz. Lakin o %50 kötülük potansiyelimizin varlığını bilmeli hissettirmeli imtihanı ona göre yaşamalıyız. İnsanlar kötülük yaptıklarında kısasla karşılaşabileceklerini bilmeliler. Bunu asla yapılmalı anlamında demiyorum.

 

Hani bir söz var ya Hz. Ali’ye atfedilen “Kişi yaptığı haksızlıkla imtihan olmadan asla ölmez.”

İşin aslı benim burada anlatmak istediğim iyi kötünün tanımı. Çünkü kötülük şeffaftır iyilik rölatif. İyi olan kötü, net kötüyü harekete geçiren gizli bir eylem ve anlam sapmasıdır. Şunu çok iyi idrak etmeliyiz ki, bir eylem anlamdan ne kadar uzaksa o kadar kötüdür. Hayatım boyunca iyi oluşumun eylemi anlamsal olarak bende ve karşımda asli maksada ulaşmamışsa bu durum kötüdür. Bu kötülüğe yine aynı şeffaflıkla muamele ihtimali doğar, kötü tarafından risk addedilebilir. İslam buna “kısas da hayat vardır” diyerek bakmaktadır.

 

Kötülük insanın ve insanlığın içinde var olan bir şeydir. Yukarda da dediğim gibi en az her birimizin içinde %50 kötülük potansiyeli vardır. Bu aşamada klasik hümanist ve sufistik yöntemlerle onu yenmeye çalışmak beyhudedir ve şeffaf kötüden çok daha iyi kabuklu ultra kötüdür. İnsan kendi içindeki kötülüğü sorgulamadıkça, onu iyi adına nasıl değerlendireceğini bilmedikçe “Kötülüğün Felsefesi” kitabını yazarı Lars Svendsen’in dediği gibi, “Kötü olan normal olandır, dünyadaki tüm kötülüğün tek açıklaması biziz; az çok terbiye almış saygın insanlar” sözünün direk muhatabıyızdır.

 

Sözün özü kötüler ya da kötülük gördüklerimiz zaten tercihlerini bizim üzerimizden yaşıyorlar. Dediğim üzere buna iyilik ile karşılık vererek iyiyi anlamsızlaştırıyorsak en ala kötü bizizdir.

 

Peki asli çözümümü kendi adıma nasıl buldum. İyiliğimi merhamete, sevgiye, saygıya değil daha çok adalete ve vahye göre belirleyerek. Kendime de karşıma da iyiliği fütursuzca dağıtmak yaratıcımın yapmadığı bir şey iken bunu benim yapmam şeytani bir tevazu ile ona savaş açmak ve onun yerine kendimi geçirmeye çalışmaktır.

 

Bu ruh halinin ve psikolojik teorinin içselleştirilmesinin, pratiğe dökülmesinin, şahsiyet ve cemiyet hayatımıza kanımca katkısı çok ama çok olacaktır.

 

Yasin ALP

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu