Duygusal Ayrımcılık

 

Bütün duygular eşit midir? Duyguları olumlu ve olumsuz olarak neden ayırıyoruz? Mutlu olmak diğer duygulardan her zaman daha çok arzulanıyor. Herkes mutlu olmanın peşinde, kimse üzgün olmak istemiyor. Buna bir noktaya kadar hak verebiliriz. Ama artık mutlu olmak takıntı hâline geldi. Bizi mutluluktan edebilecek her türlü durumdan, ortamdan, kişilerden olabildiğince kaçıyoruz.

Mutlu olmak olumlu duyguların olumsuz duygulardan daha sık yaşanması ve hayattan yüksek doyum alınması şeklinde tanımlanıyor. Mutlu insanların daha sağlıklı olduğu, daha uzun yaşadığı, daha az strese maruz kaldığı, bağışıklık sistemlerinin daha güçlü olduğu gibi pek çok araştırma sonucu var. Mutlu olan bireyin toplum içindeki davranışları da aynı şekilde olumlu görünüyor. Mutlu bireylerin mutlu bir toplum oluşturacağı sonucu çıkarılabilir buradan.

Daha sayamadığımız onca yararlı özelliği varken takıntı haline gelen mutlu olma isteğinin nasıl bir zararı olabilir ki? Mutluluğa aşırı önem veren, yoğun bir şekilde mutluluğu arayan insanların olumsuz yaşam olaylarından daha fazla etkilendiği ve daha zor tatmin oldukları görülmektedir. Mutlu olmanın bir sonuç değil süreç olduğunun farkına varmalıyız. Başarılarımız ve elde ettiklerimiz sonucunda yaşadığımız tatmin mutluluk değil geçici bir hazdır. Oysa mutluluk bir amaç değil içimizde devamlı olan bir hâldir. Tolstoy’un dediği gibi “Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.”

Diğer yandan duyguları olumlu ve olumsuz olarak ayırmak onları istenen ve istenmeyen duygular olarak damgalanmasına sebep oluyor. Olumsuz olarak isimlendirilen duyguların da bizim için pek çok yararı var. Bazen olumsuz duygular yaşamanın düşünüldüğü gibi felaket değil aksine faydalı olduğu, düşük dozda olumsuz duyguların sıkıntılı durumlardan kurtulmamızı sağlayacak güç ve yeteneği sağladığı belirtiliyor. Mesela korku, tehdit oluşturacak durumlardan kaçınmamızı sağlayarak hayatta kalmamızı sağlar. Kaygı, oluşabilecek risklere karşı önceden tedbir almamızı sağlar. İğrenme ise rahatsızlık veren durumlardan uzak durmayı ayrıca zararlı besinlerin vücuttan atılmasını sağlar. Bunların haricinde de saymadığımız her duygunun bir işlevi var. Düşünelim acaba Fuzuli’ye aşağıdaki dizeleri yazdıran sebep neydi?

“Az eyleme inayetini ehl-i dertten

Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni.”

(Dertlilerden iyiliğini, lütfunu eksik etme/ Yani beni çok belalara (aşk) bağımlı kıl.)

Mutluluk takıntısı suni bir rahatlık ve huzur sağlar. Dertten, sıkıntıdan, kederden kaçıp cam fanusta yaşayanlar gerçeklerden kopabiliyor. İnsanlar mutlu olmak için kendilerini hayatın diğer tatlarından mahrum bırakabiliyor. Mutluluk için verdiğimiz çaba hayatın bakmadığımız diğer pencereden akıp gitmesine neden oluyor. Mutluluk eşittir sıfır sorun diye bir formül yoktur. Başımızın ağrımadığı, içimizin sıkılmadığı, biraz olsun hüzünlenmeden yaşadığımız bir ömür neye değer? Hiçbir zaman üzgün olmasaydık mutlu olmanın anlamı şimdikiyle aynı olur muydu? Tüm duygularımızı kabul edebilmek hayatı olduğu gibi kabul edebilmektir. Mutlulukta bu kabulden doğar. Hayat sadece siyah veya beyaz değil. Önemli olan yaşamın tüm renklerini görebilmektir.

Abdulkadir Özel

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu