Devletlerde Soy Bağı “Soy ve Soysuzluk”

 

Bir önceki yazımda sizlere devletlerin rüyalar ile meşruiyet kazanmasından bahsetmiştim bu yazı ile birde soy bağlantısını aktaracağım.

Kelime anlamı olarak soy: Biyolojik özellikleri kuşaktan kuşağa aynı kalan bireyler topluluğu ya da aynı atadan gelen kimselerin oluşturduğu topluluk olarak tanımlanır.

Ve bugün dahi önem arz eden bir konudur “soy.” İnsanlar muhabbet ederken yada tartışırken

  • Sen benim kim olduğumu biliyor musun?
  • Bizim soyumuz sopumuz belli ya sen?
  • Benim dedem Abdülhamit Han döneminde ibrikçibaşıymış sen kimsin?

Gibi hepimize klişe gelen sözleri sıkça sarf ederler. İşte bizde ki bu ruh hali eski bir Türk geleneğidir hatta ata kanıdır desem ne dersiniz haydi birlikte bakalım.

Eski Türk geleneklerine göre hükümdar olmak sadece siyasi ve askeri güce sahip olmak ile mümkün değildi. Kağan olabilmek içim Tanrının gönderdiği bir soy (hanedan) “HAN” unvanı taşırdı. Bu sebeple hem Türkler hem de Moğollar kendilerini böyle bir soya bağlama gereği hissederek müşterek bir ataya ulaştılar.

Oğuz Türkleri şecerelerinde atalarını Oğuz Han’a çıkarırlar. Hal böyle olunca hükümranlık hakkı Oğuz Han ve evlatlarına aittir. Bu durum Oğuz Han’ın çocuklarının adlarına da yansır Günhan, Gökhan, Denizhan vs. sonlarında Han unvanı taşırlar.

Yani Oğuzhan neslinden gelenler “KUT”sanmış ya da ilahi kaynaklı han olduklarından kanları da mukaddes sayılmış Gök Tanrı inancına göre de ölüm cezalarında kanları akıtılmamıştır.

İslamiyet öncesi var olan bu gelenek İslamiyet’ten sonra da devam etmiş Selçuklu ve Osmanlı da soy bağı olarak kutsal kabul edilen Oğuzlarla akraba olduklarından bu hanedanlarda da isyan edenler kanları akıtılmasın diye yay kirişi ile öldürülmüştür.

İstisna durumlarda var olmamış mıdır?

Yıldırım Beyazıt’ın oğlu olup Ankara Savaşı’ndan sonra babası ile esir edilen Şehzade Mustafa önce Çelebi Mehmet’e sonra da II. Murat’a karşı hükümdarlık davasında bulunmuştur. Çelebi Mehmet abisi için Bizans ile anlaşma yapıp onu tutmaları karşılığında Bizans’a vergi verme konusunda anlaşsa da II. Murat babası kadar anlayışlı olmayıp tekrar eden taht mücadelesi sonucunda Mustafa’yı yakalatıp, Yıldırım’ın oğlu olmadığını “düzmece” olduğunu ispat için onu alelade birisi gibi idam ettirmiştir.

Niteliği, askeri başarısı ne olursa olsun han soyundan gelmeyen birinin hükümdar olması neredeyse imkansızdı. Durum böyle olunca kişilerin kendilerine sahte şecereler uydurduğu sıkça görülmüştür. Bunlardan biri 1416 yılında dini şöhretini kullanarak siyasi amaçları doğrultusunda Osmanlıya isyan eden Şeyh Bedrettin’dir.

Torunu Halil bin İsmail tarafından yazılan menkıbeye göre Bedrettin’in soyu Anadolu Selçuklu sultanlarına çıkar. Ona göre Şeyh Bedrettin’in babası İsrail’in babası Abdülaziz Rumeli gazisiydi ve Şah Alaaddin (III. Alaaddin Keykubat) neslinden gelen ailesi vezirlik yapmıştır. Bu menkıbe ile Şeyh Bedrettin asil soya yani Anadolu’nun eski sahipleri Selçuklu’ya mensuptur ve Osmanlıya karşı girişeceği isyan da meşrudur.

Nitekim “Asalet” iki rakip devlet olan İlhanlı ve Memlüklü arasında da çekişme konusu olmuştur. İlhanlılar propaganda unsuru olarak Memlüklülerin aleyhinde bu durumu kullanmaktan çekinmemiştir. İlhanlı Hükümdarı Abaka Han, Memlüklü hükümdarı Baybars’a gönderdiği 1269 yılındaki mektubunda:

“Sen Sivas’tan satın alınmış kölesin nasıl dünya hükümdarına karşı çıkabilirsin?” diyerek onun asil soydan gelmediği için hükümdarlığa layık olmadığını vurgulamıştır.

Ve işin aslı Memlük devletinin kurucusu ve sonra hükümdarları Kıpçak Türklerinden olup esir pazarlarından satın alınıp devlet adamları tarafından asker olarak yetiştirilen kölelerdi.

İslamiyet öncesi “soy” ilahi olarak Gök Tanrı’dan alınan bir yetki olarak İslamiyet sonrasında Tanrının verdiği yetkinin yanına soyunu Hz. Peygambere ve onun yakın ashabına çıkararak İslam aleminde ayrı bir asalet bulma çabası da var olmuştur.

Bu soya dayandırma çabası özellikle Şiilerin yoğun olarak bulunduğu Azerbaycan ve İran’da 1501’de kurulan Türkmen Safevi Devleti’nde görülür.

Safeviler de soylarını savaş esiri İran Sasani Kisrası III. Yezdicerd’in kızı ile Hz. Hüseyin’in evliliğinden doğan çocuklarına çıkarır.

Böylece kendileri de Şii olan Safeviler çift yönlü bir meşruiyet elde etmişlerdir. Bir tarafta soyları Şiiler nezdinde maneviyat önderi olan Hz. Ali’ye çıkarken diğer yandan ise İran’ın büyük bölümünde var olan Farsların hükümdar ailesine bağlarlar. Yani İran halkının hem dini hem ırki duygularına hitap ederek geniş bir meşruiyet alanı elde ederler ki bu da Osmanlı ile girişecekleri mücadelede kendilerinin de Cihan hakimi olma mücadelesine layık olduklarını meşrulaştırır.

Tüm bunlara bakarak çıkaracağımız sonuç meşru devlet olmanın en önemli şartı güçlü bir soydan gelmektir. Böyle olunca da soy bağı bulunmayan devletler bulundukları dönemde var olabilmek için kendilerine sahte kan bağı kurmaya çalışarak rakiplerine karşı güç gösterisinde bulunmaya çalışırlar.

Şimdi hep birlikte soy ağacımızı iyice bir araştıralım belki de damarlarımızda bilmediğimiz asil soy kanı dolaşıyordur. Sevgiyle…

Mehtap Akdeniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu