bi Öneri

NEDEN BU TOPRAKLARDAN BİR HARRY POTTER ÇIKMASIN

Fantastik edebiyat denince aklımıza hep batı edebiyatı gelir. Özellikle son yıllarda büyük başarılar yakalayan Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter gibi kitap serileri ve artlarından gelen Hollywood uyarlamaları sayesinde bu türler dünya çapında hayran kitleleri edindiler. Ülkemizde ise türün hayranlarının çok olmasına rağmen fantastik eser sayısı görece az kalıyor. Yapılan eserler de çoğunlukla uyarlama eser olarak hazırlandığından genellikle kötü taklitler olarak görülüyor. Halbuki fantastik edebiyatın temelini oluşturan vampirler, cadılar hatta yaratıklar bu topraklara hiç de yabancı değil. Misal olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminin ünlü Şeyh-ül İslamı Ebu Suud Efendi’ye sorulan sorular ve cevaben verdiği fetvalar Türk-İslam toplumundaki doğaüstü inanışlara güzel bir örnek teşkil eder.

Mesele: Rumeli’de, Selanik’e bağlı bir köyde, Hristiyanlardan bir kişi ölüp gömülmesinden birkaç gün geçtikten sonra gece yarısında akrabasının ve diğer insanların kapılarına gelip ‘bre filan gel seninle falana gidelim’ deyip, ertesi gün o kişi de ölüp ve birkaç günden sonra birine daha seslenip, o kişi dahi ölüp sözün kısası bu biçimde birçok kişi öldüğünde, Müslüman olmayanların böyle kırıldıklarını görüp, Müslüman ahaliden o köyde bulunan bazı kişiler, korkularından firar etmek istemeleri şeriata uygun mudur?

Elcevap: Olmaz, özellikle bu Müslüman olmayan kasaba konusunda görüşmelerinden sonra, Müslümanlara gereken emir işlerin sahiplerine görev olarak verilmelidir.

 

Mesele: Adı geçen konuda hikmetin ve illetin de ortadan kaldırılması için çarenin belirtilerini izah etmek ve açık hale getirmek, icab edenin [yapılması gerekenin] sebebi ile bağışlana [söylene].

 

Elcevap: Bu takım işlerin hikmet ve illetini açıklamada dil aciz ve zihinler kusurludur ve araştırmada ehil olanların uzun uzadıya açıklamalarına uygun değildir. Ortadan kaldırılmasına çare şudur: Olayın olduğu gün mezara gidip önce çıplak bir sopayla [uğurlu sayarak] kalbine ulaşacak şekilde yere çaksınlar, beklenendir ki [hortlak/ölü] defedilsin.

 

Eğer olmazsa, benzinde kızıllaşma olursa [yani tenine kandan kırmızılaşmışsa] başını kesip ayağının olduğu yere atsınlar. Eğer bozulmayı bırakmışsa [yani ceset çürümemiş ise] başını kesip ölünün ayağının ucuna koysunlar).

 

Olduğu kadar bu aşamalarla ortadan kaldırılamamışsa, cesedi çıkarıp ateşte yaksınlar. Selef-i sâlihin zamanlarında [yani İslam’ın ilk yüzyılında yaşayan Müslümanların döneminde] ateşte yakmak pek çok kez olmuştur.

 

(Mehmet Berk Yaltırık – Türk Kültüründe Cadı-Hortlak İnanışı)

 

 

Yine Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde farklı coğrafyalarda birçok doğaüstü olay anlatıları görülür. Özellikle Balkan, Karadeniz kıyıları, Kafkas ve Anadolu coğrafyası bu konuda oldukça zengin. Tüm bu coğrafyaların halk hikayelerini, masallarını, efsanelerini dinlediğimizde çeşitli ecinnilere, hortlaklara veya şehadetinden yıllar sonra bile görülen kahramanlara rastlarız. Hepimiz muhakkak çocukluğumuzun bir döneminde çocuk kaçıran cadıların ve kötü insanları yiyen yaratıkların olduğu masallarla da korkutulmuşuzdur. İşte Mehmet Berk Yaltırık’da romanı Yedikuleli Mansur’da bu toprakların yaratıklarını yine bu toprakların insanları ile buluşturuyor. Yine kendi yazdığı Kanlı Pençe hikayesinin devamı olan Yedikuleli Mansur 16. Yüzyıl İstanbul’unda geçen fantastik bir hikaye. Üstelik öyle bahsettiğim gibi uyarlama veya neden bizde yok kompleksiyle yazılmış zorlama bir eser de değil. Karşılaşacağınız her doğa üstü olay ve yaratık sizin de kültürel bilinçaltınızda var olduğu için size absürt gelmiyor. Hatta ara ara bizim oralarda da buna benzer hikayeler anlatırlardı diye geçiyor insanın içinden. Kabadayı olmaya özenen genç Mansur’un dönemin ünlü kabadayısının yanına çırak olma amacıyla çıktığı macerayı anlatan eser dönemin ruhunu da çok iyi yansıtıyor. Kitabı okurken sizde Mansur’la beraber 16. Yüzyıl İstanbul’unun sokaklarını aşındırıyor, onunla beraber korkup onunla beraber eğleniyorsunuz.

Yedikuleli Mansur fantastik edebiyat sevenlerin ve Osmanlı toplumu olarak da tanımlayabileceğimiz coğrafyanın kültürel hazinesini merak edenlerin zevkle okuyabileceği bir eser. Akıcı dili ve içerdiği karakterler sizi çok daha fazlasını araştırma ve öğrenme isteğine itecektir.

 

Alperen Köse

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu