Bilim-TeknolojiYazılar

“Su” Her Damlasında Şifa mı Saklı?

 

Tüm canlılar için şüphesiz bahşedilen en önemli nimet sudur. Zira su olmadan hayatın devam etmesi mümkün değildir. Özellikle insanoğlunun bulmak için çağlar boyu savaş verdiği, toplumların gelişmesinde önemli bir yeri olan su, geçmişte pek çok uygarlığın çöküp yok olmasına da neden olmuştur. Suyu bu kadar özel kılan kendine özgü molekül yapısıdır.

Belki çok eski zamanlarda, insanoğlu toprağı, havayı, suyu bu denli kirletmeden önce değilse de günümüzde her su içilebilir değildir. İçme suyunu diğer sulardan ayıran bazı ölçütler vardır. Ülkemizde içme sularının sahip olması gereken özellikler TSE tarafından belirlenir. Ambalajlı içme sularının etiketlerinde o suyun parametrelerine dair bilgiler bulunur. İçtiğimiz suyun kalitesini anlamak ve alırken daha seçici olabilmek için suyun sahip olması gereken özellikleri, içermesi ve içermemesi gerekenleri inceleyelim.

Mikrobiyolojik Parametreler

İnsan sağlığına zarar verebilecek mikroorganizmalar farklı pek çok su birikintisinde çoğalıp yayılabilir. Hastalığa neden olan bu canlıların sayısı az olsa da uygun ortamda hızla çoğalabildiklerinden şehir şebeke sularında dahi dağıtılmadan önce klorlama işlemi ile dezenfekte edilir. Özellikle içme suyunda ciddi sağlık problemlerine yol açabilen mikroorganizmalar sebebiyle mikrobiyolojik parametreler en çok dikkat etmemiz gereken parametreler arasında yer alır.

pH

Özellikle günümüzde birçok hastalığın ortaya çıkmasıyla ve kanserle savaşma noktasında en çok tartıştığımız parametrelerden biri pH’dır. Alkali (bazik) mi beslemeliyiz? Asit oranı yüksek yiyecek ve içecekler tüketiyoruz vücudumuzun pH dengesini su ile dengeleyebilir miyiz? En çok araştırılan konulardır. Peki nedir bu pH ?

Bir maddenin asitlik-bazlık durumunu ifade eden, 25 celcius da 0-14 arasında bir değere sahip olan parametredir. pH’ı 7’nin altında olan maddeler asidik, 7’nin üstünde olan maddeler bazik özellik gösterir. Düşük pH’lı yani asidik sular aşındırıcı olduklarından şebeke borularındaki zehirli metallerin çözünmesine, vücudumuzda ise asitlik oranına göre tahrişe sebep olabilir. Bu nedenle içme sularımız az da olsa bazik olmalıdır. Tabi bazikliğinde fazla olması tadını bozar ve sabun gibi kayganlık hissine sebep olur. Dengeyi iyi korumak gerekir. pH değeri, çözünmüş karbondioksit ve diğer karbonat ve bikarbonat bileşikleri arasındaki dengeye bağlı olarak değişmektedir. Sıcaklık ve basınç değişmelerine göre kolayca farklılık göstermektedir. Örneğin bir kuyuda pompaj sırasında oluşan alçaltımla basınç düşeceğinden çözünmüş karbondioksitin bir kısmı da serbest hale geçmektedir. Böylelikle akan ya da açık olarak bekletilmiş sudan alınan numunenin pH değeri kaynaktaki suyun pH değerinin aynı değildir.

Renk, Koku, Tat, Bulanıklık

İçtiğimiz su renksiz olmalıdır. Eğer suda renklenme varsa, suda çözünmüş halde bazı metal iyonları (demir, mangan, krom, nikel gibi) var demektir. İçme suları aynı zamanda kokusuz olmalıdır. Sular bazen yağ gibi kokarken bazen kimyasal hatta bozuk yumurta gibi kötü kokabilir. Endüstriyel atıklar, organik kimyasal maddeler, bakteriler, mantarlar, kükürt içeren bileşikler gibi pek çok farklı şey suya bulaşarak kokuya neden olabilir. Renksiz ve kokusuz bir madde olan suyun, lezzetini içerisinde eriyik halinde bulunan karbondioksit ve ısısı vermektedir. Suyun içerisindeki karbondioksitin 300 mg/litreden az olmaması istenir. Bulanıklık suda asılı (kolloid) halde bulunan maddelerin miktarını belirtir. Kil, organik maddeler, mikroskobik organizmalar, çökebilir haldeki kalsiyum karbonat, alüminyum hidroksit, demir hidroksit gibi pek çok madde suda asılı durabilir. Suyun fazla bulanık olmasının kirlilik göstergesidir. Toplam katı madde miktarının litrede 500 mg’ı aşmaması gerekmektedir. Aşması durumunda bu maddeler suyun içinden geçen ışığı engeller ve su bulanık görünür. Renk, koku ve bulanıklığa neden olan maddeler, içme suyunun tadını da olumsuz etkiler.

Suların Sertliği

Suyun içinde iyon halinde çözünmüş halde bulunan magnezyum, kalsiyum, demir gibi maddelerden kaynaklanan bir özelliktir. Kalsiyum ve magnezyum suda daha fazla bulunduğu için bu iyonların derişimlerinin toplamı suyun sertliği olarak değerlendirilir. Fazlası suyun tadını bozduğu gibi sağlık sorunlarına da yol açabilir. Türkiye’de su sertlik birimi olarak Fransız Sertlik derecesi (FSD) kullanılır. Buna göre, 1 litre suda 10 miligram kalsiyum karbonatın oluşturduğu sertlik derecesi 1 olarak tanımlanır. Genelde kaynak suları yumuşak sulardır (1-14 FSD) Bunların tadı ve içimi oldukça rahattır.

İletkenlik

Suyun iletkenliği, içindeki çözünmüş halde bulunan iyonlara bağlıdır. İçme suyunun iletkenliğinin artması suyun kirlendiğinin bir işaretidir, bu nedenle iletkenliğin belirlenmiş standartların üstünde olmaması gerekir.

İçme Suyunda Başka Neler Var?

Bu parametrelerin yanı sıra içtiğimiz sularda dikkat etmemiz gereken bir diğer hususta kimyasal maddelerdir. İçilebilir ve güvenilir olması için kimi kimyasalları içermesi gerekirken kimilerini de içermemelidir.

Demir

Doğal sularda bir miktar bulunsa da aşınmış veya eskimiş borulardan da karışabilir. Suda fazla miktarda bulunan demir, suyu renklendirip bulanıklaştırdığı gibi aynı zamanda suya metalik bir tat verir.

Alüminyum

Fazlası suya bulanık mavimsi bir görünüş verir. Vücutta fazla birikmesi nörolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.

Serbest Klor – Klorür

Suya dezenfeksiyon için katılan klorun fazlası suyun tadını ve kokusunu bozar. Bazen suda bulunan diğer maddelerle bir araya gelerek yan ürünler oluşturur. Bu yan ürünler de koku ve tadı etkiledikleri gibi kanserojen özellik de gösterebilir. Bu nedenle içlerinde farklı kirlilikler bulunduğu belli olan renkli veya bulanık sulara klorlama yapılmamalıdır. Klorür içeren suyun uzun süreli içilmesi halinde böbrek ve yüksek tansiyon problemleri oluşabilir.

Florür

Flor, suda az bulunduğunda dişler için faydalı olsa da fazla bulunması dişlerde lekelere sebep olur ve kemik hastalıklarına yol açabilir.

Nitrit ve Nitrat

Kanserojen etkilerinin yanı sıra kalıtsal bozukluğa, yetişkinlerde yüksek tansiyona neden olurlar. Yeni doğmuş bebekler ilk 6 ay içinde nitrat zehirlemesine karşı korunmasızdır, çünkü bebeklerin sindirim sisteminde nitratı (NO3) nitrite (NO2) dönüştüren bakteriler vardır. Oluşan nitritler emilerek kandaki hemoglobini methemoglobine çevirir ve bu nedenle dokulara oksijen taşınamaz, solunum güçleşir ve bebek ölümleri ortaya çıkar. Nitrat kokusuz ve tatsız olduğundan, sudaki miktarını ölçmek ancak bazı testlerle mümkündür.

Sülfat

Doğal kaynaklardan gelen sülfat suda belli bir orana kadar bulunabilir. Fakat içme suyunda bulunabilecek fazla sülfat suyun tadını acılaştırır ve bazen mide ve bağırsak sorunlarına yol açabilir.

Amonyum

Kötü bir tat ve kokuya sebep olur. Suda fazla amonyum olması genellikle bakteriyel bir kirlenme olduğunu gösterir ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca dezenfeksiyon etkinliğini azaltır ve nitrit oluşumuna da sebep olabilir.

Arsenik

Uzun yıllar (5-20 yıl) arsenik içeren suları tüketen kişilerde arsenik zehirlenmesi ortaya çıkmaktadır. Arsenik içeren sular içme suyu olarak kullanıldığında insanlarda cilt, mesane ve böbrek kanseri görülebilmektedir. Ciltte renk değişiklikleri (koyu lekeler) ile yer yer kabuklaşma (keratinleşme) belirtileri görülür.

Bütün bunların yanında antimon, baryum, siyanür, benzen ve daha pek çok madde içtiğimiz sulara karışarak sağlığımızı tehlikeye atıyor. Eğer siz de içtiğiniz suyun niteliğinden şüphe duyuyorsanız bilmelisiniz ki artık sertifikalı birçok laboratuvar bu testleri kolayca yapabiliyor.

Sonuç olarak normal bir gün de vücudumuz solunum, terleme, dışkı ve idrarla 2 L ye yakın su kaybeder. Yaz aylarında, yaşadığımız bu sıcak günlerde kaybedilen su ile orantılı olarak vücut indeksine göre su tüketilmelidir. Tükettiğimiz bu oran arttıkça su ile vücudumuza aldığımız mikroorganizmalar ve kimyasallar da büyük ölçüde artmaktadır. Bu nedenle içtiğimiz suyun kalitesi büyük önem arz etmektedir. İhtiyacımız olanından fazla vücudumuza aldığımız elementler toksik etki yapar. Bunu kısa vadede gözlemleyemiyor olmamız sorun teşkil etmediği anlamına gelmiyor.

Ne içtiğimizi bilmek önemlidir! Bilimin şeffaflığında buluşmak üzere sağlıkla kalın.

Berna YILDIZ

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu